"Kişinin burnunun ucunda olanı görmesi sürekli bir mücadele gerektirir" George Orwell : (Günah Keçisi)

29 Mayıs 2026 Cuma

nasıl öldüklerini kimse bilmeyecek!

 


Yollarda öldüler; ama nasıl öldüklerini kimse bilmeyecek!
İbrahim Akyürek, 2020
Trafik kazalarında, çarpışmalarında yaşamını yitiren tanınan, bilinen kişilerin nasıl anıldıklarını, ya da anılmadıklarını merak ederim. “Bizim canımız yandı, başkalarının canı yanmasın” kaygısını taşıyan az sayıdaki aile ve arkadaş çevresinin ölüm nedenini unutmamasını dilerim. Dilemenin ötesinde, başkalarının canı yanmaması için nedenlerin ortaya saçıldığı, tartışıldığı fırsatlar yaratılmasını zorunlu bulurum. Sanatçıların, bilimcilerin bu fırsatların içine dalmasını öncelikle kaçınılmaz sayarım. Deprem sonrası içinde yaşadığımız şu günlerde olduğu gibi farkındalık patlaması beklerim. 
Geçen yıl Birgün gazetesi sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan'ı kazada yitirdik. Haberi okuyunca ölüm haberinin Birgün gazetesinin akla ziyan otomobil sayfasında yayınlanması gerekirdi, diye düşündüm. Savaşta ölenlerin, tank bomba reklamlarının, savaş isteriz yazılarının içinde, kenarında yayınlanmasını beklediğim gibi… Madem ortada otomobil gibi bol bol tüketilmesi gereken bir mal ve reklamı var, bu mal toplumsal ilişkiler içinde yol açtığı sonuçlarla birlikte ilgili sayfalarda yer alsın ki, bütünlük bozulmasın isterim.  










 






Ayrıca dikkat çekmek isterim. Cumhuriyet’te olduğu gibi Birgün’ün en istikrarlı köşesi otomobil köşesidir. Haber başlığı altında bedavaya araba reklamı yapmanın en açık saçık hali bu sayfalardadır. Adı geçen gazetelerde kadrolar, yazarlar değişir, itiş kakış olur ancak oto sayfaları dimdik ayakta kalır. İş arabaya gelince spor sayfalarında olduğu gibi fikirler, eleştirel düşünce, felsefe, deprem sonrası farkındalık patlaması hepsi çöpe gider.
Çöpe giden bu kadarla kalsa bu yazıya ne gerek var!
Ancak; “neden öldüler, ölmeyebilir miydiler, başkalarının canı yanmasınlar” da olduğu gibi çöpe gider.
Nasıl mı?
















2012 yılında Yönetmen Seyfi Teoman'ın kullandığı motosiklete ani dönüş yapan araç çarptı. Bu yıl yapılacak 39. İstanbul Film Festivali’nde adına en iyi ilk film ödülü kondu. Cebenoyan’ın ölümü sonrası eşi ve arkadaşları tarafından, adıyla anılan "Çocuk ve Sinema Platformu" kuruldu. Nuri Bilge Ceylan filmlerinin oyuncusu olarak bilinen Mehmet Emin Toprak anısına doğum yeri olan Yenice'nin Belediyesi (Çanakkale) 2018’de fotoğraf yarışması düzenledi. 1995 yılında Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği (AFAD)’ın fotoğraf gezisinde otobüsün yuvarlanması sonucu 13 kişi öldü. Anılarına dört yıl sonra "13 Kare Fotoğraf Günleri" başlatıldı. Daha sonra farklı sanat dallarını içine alan festivale dönüştürüldü bu etkinlik.
Dikkat edin; anma, unutturmama amaçlı etkinliklerin, gerçekleşen, gerçekleşecek işlerin kenarında köşesinde, ucunda ölüm nedeni olan trafik cinayetleriyle ilgili bir bakış, tavır alış, endişe yok. Üstelik; ölen sanatçı iken, unutturulmamaları için yapılan çabalar da muhalif olmayı içinde barındıran sanat işleri iken… 
 Anne, Marjorie Corcoran fizik profesörüydü. Bisikletiyle okuluna giderken metro treni çarptı. Kızı, Colleen Corcoran şimdi güvenli sokaklar için çabalıyor ve uyarıyor:"Biz ne zaman “kaza” kelimesini dilden çıkarırsak trafiğe bağlı can kayıplarının önlenebilirliği konusuna kaderci kültürel bakışı değiştirmiş olacağız."
İnsan düşünmeden edemiyor. Otomobil denilen bu alet, araç ne kadar da kutsallık mertebesine yerleşmiş! Başta sanat, bilim, aydın çevresi bu alete ve kanlı ilişkilerine susarak, bulaşmayarak (ölümüne) toz kondurmuyor. Bir de ölenlerin ardından “elim bir kaza”, “talihsiz kaza” sözlerini ekleyerek açıklama yapan ünlü-ünsüz erkek ve kadınlarıyla, gazetecileriyle korkutuyor. 
O kadar korkutuyor ki; ulaşım sistemi yaya, sürücü, yolcu ilişkisiyle her an içinde olduğumuz, ama birdenbire yok olma veya yatağa çakılma ihtimalimizi de barındırdığı halde.
O kadar da korkutmuyor ki, yollarda işlenen cinayetlerle ilgili üretilen film, belgesel, grafik, heykel, karikatür, makale, kitap, hatta güncel sanata bulaşmış bir eseri arasan da çok zor bulursun.
Şubat 2020
                                 

24 Mayıs 2026 Pazar

Sen, problemsin.



 

Tüm zamanların suçlusu: İnsan

Küresel ısınma haber ve yorumlarında ısınmaya yol açan nedenler sıralanırken insan faaliyetlerinden söz etmek moda oldu.
 
Faaliyet içindeki insan çerçevesine hükümetler, devletler, şirketler giriyor mu?
 
Trafik kazaları, tükenmekte olan su kaynakları, kirlenen çevre olduğunda da tüm uyarılar insana seslenir. Bu konulardaki çağrılara, haberlere, broşürlere, söyleşilere egemen olan dil; biz sıradan insanların uyarılıp, eğitilmesini görev edinir. “Sivil toplum kuruluşları” da çalışmalarında bu egemen dili paylaşırlar. Şirket, devlet, yerel yönetim bürokrasisinin insanı çocuk yerine koyan, öğüt veren, neleri yapıp, nelerden kaçınmamızı sıralayan dilini çoğaltırlar.
 
Aşağıdakiler birbirini felaketlerin, sorunların ana nedeni olarak görür, işaret parmaklarını birbirine uzatarak; “terbiyeli ol, kurallara uy, denileni yap” der gibidir.
 
Daha yakınlarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “bilinçsiz” su tüketimine dikkat çeken çizgili reklamları yayınlandı. Dişler fırçalanırken, çiçekler sulanırken, bulaşıklar yıkanırken uyulması gereken kurallar çocuklar üzerinden sıralandı. Toplumun çocuksuluğa geriletilerek kontrol altında tutulması sanki pekiştirilmek istendi. 
Şişli Belediyesi de “Damlaya Damlaya Çöl Olur” kampanyası başlattı. Belediye Başkanı, gazetesinde baştan suçluyu gösterdi: “50 yıldaki küresel ısınmanın nedeni yüzde 90 insan, küresel ısınmanın nedeni insanlığın gezegenimizi kötü ve müsrif kullanması”.
 
İzmir’in; Şişli’nin kocaman otellerinde, lüks evlerinde, dev alışveriş merkezlerinde, fabrikalarında, belediyenin-devletin su işleri bürokrasisinde hangi faaliyetlerin döndüğünü merak etmek üstümüze düşmeyen vazifelerdir.
 
İşyerimin bulunduğu binada ana giriş merdiveninin ışığını gündüz saatlerinde tasarruf adına söndüren Saadet Partili komşuma enerji piyasasında neler döndüğünü de merak etmesini; asıl, büyük tasarrufun böyle başlayabileceğini, bize günlük eziyet çektirmemesini anımsattığımda; “siyaset yapma” telkininde bulundu.
  
Siyasetin parçası olan enerji ve su kaynaklarının seçimi, alınacak önlemler konusunda karar vermeyi partili neferlere devreden, halk-millet-yurttaş denen büyük çoğunluğa da elektrik düğmeleri, su muslukları başında özverinin hazzı ile suçluluk duygusu arasında gidip gelmek kalıyor. Oysa, J.Baudrilard bize “suçluluk duygusu, felaketin doğal olarak bizde uyandırdığı haz etkisinin merkezcil dalgasından başka bir şey değil” demiş; felaketten değil, kötülükten yola çıkmamızı önermişti.
 
John McKnight
John McKnight, “Profesyoneller İktidarı” kitabında, kötülük düzeninin bizi hep suçlu, kusurlu hissettirmesini şu satırlarla açıklar;
 
“Servis sistemleri müşterisine şu üç fikri telkin etmektedir:
Sen kusuru, eksiği olan birisin
Sen, problemsin.
Sen, bir problem koleksiyonuna sahipsin.”


Belediye başkanınız, köşe yazarınız, öğretmeniniz, muhtarınız, çevreciniz, partiniz ister laikçi, ister şeriatçı, ister eski-yeni liberal olsun; nedenler ile sonuçlar arasındaki bağı kurmanıza kesinlikle izin verilmeyecek; kendinizi suçlu, kusurlu bulmanız araçsallaştırılmış akıl ve din oyunlarıyla garantiye alınacaktır.

Peki, bu arada Vatikan ve Diyanet İşleri ne işe yarar?
 
Daha geçenlerde Vatikan trafik kazalarıyla ilgili uyulması gereken 10 emir yayınladı. Hepsi araç başındaki kullara yönelik. Otomotıv endüstrisini, petrol şirketlerini, devletleri, hükümetleri, kiliseleri çekip çeviren bir avuç profesyonel azmana yönelik tek emir yok.
 
Erich Fromm, “Özgürlükten Kaçış” kitabında Protestanlığın insanda ruhsal olarak olarak hazırladığı çilecilik ve bireysel önemsizlik ruhunu kapitalizmin derinleştirdiğini savunur. Noam Chomsky de, “insanların kendilerini çaresiz hissetmeleri için büyük çabalar harcanıyor” demeden edemez (Amerikan Muhalifleri Konuşuyor).
 
Suçluluğu içimize aldığımızda ise, bizim gibi yaşayanlara büyüklük taslamak, iktidarı çoğaltarak aktarmak kaçınılmaz oluyor.
 
Görünmez İktidar artık duşun, musluğun, çamaşır makinasının, hortumun, diş fırçasının, “hayırsever” örgütlerin kampanyalarındadır.
 
İktidar oyunlarında ele kolay gelen, iknası en ucuz ve ne yazık ki en etkili araç sanatçıdır. Ali Poyrazoğlu, Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde ve Alem FM’de, üşenmemiş evde suyu kurtarmanın 10 maddesini ciddi ciddi, uzun uzun açıklamış. Bu yolla ev başına 140 ton kurtarılabilirmiş.
 
Sanatçımız, bulaştığı ilişkilerin dayanıksızlığını, kabullendiği suçluluk duygusunu idealizme bulayıp okurunu-dinleyicisini terbiyelemeyi umuyor.
  
Oysa, Poyrazoğlu’nun kendine ve bize eziyet etmesine gerek yok. Çünkü, nükleer denemeleri o yapmadı, petrol, ilaç, otomotiv, silah, banka, medya devlerinin hisseleriyle O’nun doğrudan hiç ilişkisi olmadı.
  

 

 İbrahim Akyürek  2007  Sendika.org

22 Mayıs 2026 Cuma

İnternet

  

Monarşi

BİLGİ Üniversitesi'nin faaliyeti sonlandırılmış. Öğrenciler de devletleşmiş oldu, yani doğru Mimar Sinan'a... 

Bünyesinde Çağdaş Sanatlar Müzesi Koleksiyonu (İstanbul Santral) vardı, topluca gezmiştik. 

13 yıl önce Üniversite sahipliği el değiştirdi. Koleksiyon satışa çıktı. 

Vasıf Ortun onca tepkinin arasında o yıllarda "Kamuya güvenemiyorsun, özel sektör de hüsrana uğrattıysa, Türkiye'nin sanat belleğine ne olacak" demişti.

Gel de korkma!

Çoğu hissesi yabancı olan Garanti Bankası'na (Salt Fotoğraf Arşivi), Eczacıbaşı'na (İstanbul Modern Fotoğraf Arşivi, Bülent Eczacıbaşı Vakfı Fotoğraf Merkezi ) el konulursa...

facebook 

  


8 Mayıs 2026 Cuma

Eğitim

 Sergi Odası'nda fotoğraf ve kompoziyon atölyesi

Fotoğrafçı İbrahim Akyürek’in eğitmeni olduğu atölye 15 Mayıs 2026 Cuma günü gerçekleşecek.

Atölye, görsel örneklerle “Fotoğrafta görme ve kompozisyon” bilgisini kapsayacak. Altmış dakikalık, katılımın ücretsiz olduğu atölye saat 18.00-19.00 arası yapılacak.

Atölye eğitmeni İbrahim Akyürek uzun yıllar Zonguldak’ta birçok okulda ve Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı (ZOKEV) çatısı altında bilgi ve deneyimlerini paylaştı.

Fotoğraf makinasının istenmediği, teknik bilgi dışında sadece görme becerisi ve fotoğraf duygusunun aktarılacağı atölye öğrencilerine katılım belgesi ve bir fotoğraf yayını verilecek.

Sergi Odası, Mithatpaşa Mah. Zübeyde H. Cad. 19 Arı İşhanı Kat 1 (Nisa Eczanesi Üstü) Merkez- Zonguldak, 0552 331 3847, 67sergi@gmail.com 

Eğitim


 

2 Mayıs 2026 Cumartesi

İnternet Sunumu


        
Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği:
17 Mayıs 2026 Pazar günü
Türkiye'nin en eski uçurtma şenliği 20 yaşında!


24 Nisan 2026 Cuma

Aklımızda bulunsun:

 

 Trump ve İsrail ile birlikte savaşan tekno-çeteler:  
  • Elon Musk (Tesla & SpaceX): Trump'ın en yakın müttefiklerinden biri olarak törenin merkezindeydi.
  • Jeff Bezos (Amazon): Amazon, tören fonuna 1 milyon dolar bağışta bulunmuş ve Bezos törene katılım sağlamıştır.
  • Mark Zuckerberg (Meta): Meta da 1 milyon dolar bağış yapan şirketler arasındadır; Zuckerberg törende hazır bulunmuştur.
  • Sundar Pichai (Google/Alphabet): Google törene 1 milyon dolar bağış yapmış, Pichai bizzat katılmıştır.
  • Jensen Huang (Nvidia): Nvidia, 1 milyon dolarlık bağışıyla törenin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
  • Sam Altman (OpenAI): Yapay zeka sektörünü temsilen bağışçı ve katılımcı listesinde yer almıştır.

  

6 Nisan 2026 Pazartesi

İNSANA SAYGI MİTİNGİ
24 Şubat 1990  
Zonguldak
Çektiğimiz fotoğraflar peşimizi bırakmıyor. İşçi ölümleri seni beni ilgilendirmez gibi görünür. Ancak, zamanla yarışan işçi servisinin bir öğrenci servisi ile çarpışması beklenmedik değildir. Ya da bir kuryenin hemen ulaştırmaya zorunlu olduğu kebabının altında kalmak...
+
İnsana Saygı Mitingi yaklaşık 25 binlik katılımla yapıldı. Peş peşe gelen ölümler çok sayıda sendikanın Zonguldak'ta buluşmasıyla sonuçlandı.
+
BUGÜN bol haber, bol rapor, bol istatistik, bol Allaha havale var!






F: İbrahim Akyürek