"Kişinin burnunun ucunda olanı görmesi sürekli bir mücadele gerektirir" George Orwell : (Günah Keçisi)

30 Ekim 2025 Perşembe

TAM SAHA PRES

 

Gazeteciler Tekno-Oligarklara karşı: Bir Dünya Kongresinden notlar

Antik Yunanca’da “azınlığın yönetimi” anlamına gelen oligark kavramı, artık sadece Kremlin’e yakın Rus zenginler değil; Bezos, Zuckerberg, Altman gibi dijital çağın yeni ABD’li lordları için kullanılıyor. Stiglitz de Trump’ın bu oligarkları Beyaz Saray’da tespih taneleri gibi karşısına dizdiği toplantıyı hatırlattı, dünyanın tüm verisinin Google, Microsoft, Amazon gibi şirketlerin bulut sistemlerinde olduğunu vurguladı, “Trump bir gün veriye erişimi kesme talimatı verirse ne olacak?” diye sordu.

Trump yönetimdeyken artık kimse “bu kadar da olabilir mi?” diyemiyor.

Peki bu oligarkların kurduğu sisteme ne isim vermeli?

Gazeteci ve dijital haklar uzmanı Dr. Courtney Radsch, bu düzene bir isim veriyor: Tekno-faşizm. Çünkü teknoloji şirketlerinin çoğunda mutlak karar verici bir yönetici var. Ne denetleniyorlar ne de devrilebiliyorlar. Radsch’e göre Elon Musk, Sam Altman ve benzeri figürler modern çağın “tek kişilik yönetim” örnekleri. Artık bu şirketlerde demokratik bir yönetişim ihtiyacı bile hissedilmiyor. Bu da teknolojinin geleceğini simgesel olarak da toplumsal iradenin dışına taşıyor.

  Artık en doğru içerik değil, en çok kazandıran içerik görünür olacak. Algoritmalar sizi yankı odalarına hapsedecek. Dezenformasyonun dozu, farkında olmadan artacak. 
Yapay zekâ araçları haberi üretenden değil, üründen “besleniyor.” Bir gazetecinin emeğini, başka kaynaklarla harmanlayıp kendi ürünü gibi sunuyor. Kaynak göstermiyor; kullanıcı da doğrudan siteye gitmiyor. Gelir, görünürlük, etki… Hepsi erime tehlikesiyle karşı karşıya.

Peki çözüm ne? İçeriğe erişimi kesmek mi? O da işe yaramıyor. Çünkü araçlar ne bulurlarsa onu kullanıyor. Kötü bilgiyle dolu forum ve tabloid haber içerikleri, özgün yanıtlar gibi paketlenip servis ediliyor. Gerektiğinde kaliteyi koruyabilmek için büyük ana akım yayıncılarla telif anlaşmaları yapılıyor. Ama bu kez küçük, bağımsız üreticiler sistemin dışına itiliyor. Bilginin çeşitliliği azalırken çoğulcu kamusal alan da tehdit altında kalıyor.
 

ÇÖZÜM: SİYASİ İRADE VE TAM SAHA PRES

 Can Ertuna    Birgün  
                            

16 Ekim 2025 Perşembe

Veda:


 

NE ÇOK ÖL(DÜRÜL)DÜK
DAHA YAŞANILIR BİR DÜNYA İÇİN
Belgesel sinemacı, bağımsız gazeteci, yaşam savunucusu, ekoloji savaşçısı, dostumuz HAKAN TOSUN’u katlettiler.
İstanbul - Esenyurt’ta kimin, ne amaçla yaptığı açıklığa kavuşmayan ama yapılma biçimi ve sonrasında yaşananlarla kuşkuları tırmandıran bir saldırıda yaralanan, 24 saat boyunca kendisinden haber alınamayan, yol kenarında baygın vaziyette bulunan dostumuz verdiği yaşam mücadelesini kaybetti.
Basına kimin tarafından verildiği belli olmayan görüntüler servis edildi, olay yerindeki güvenlik kameralarının görüntüleri polis tarafından izlendi ama el konulmadı; bu görüntüler gözaltına alınan iki kişinin yakınları tarafından “gasp edildi. Karanlık cinayet daha da karanlığa sürüklendi. Nedenleri bilmiyoruz ama tahmin edebiliyoruz.
Hakan Türkiye’nin dört bir yanında yaşamı hiçe sayan kentsel dönüşüm politikalarına, sermayedarlara değil tüm kamuya ait olan doğal sermayelerimizi acımasızca sömüren HES’lere, vahşi madencilik ve enerji politikalarına, ekolojik kırımlara karşı direnenlerin yanındaydı, bu direnişleri belgeliyordu.
Her yerdeydi... Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün sesiydi, gözüydü, kulağıydı. Gezi Parkında yakılan çadırları onu kamerası belgelemişti. Soma’daydı, Sinop’taydı, Akkuyu’daydı, Değirmenözü’ndeydi, Kumluca’daydı, Validebağ’daydı, Hatay’daydı, Karaburun’daydı. Suyun, zeytinin, her türlü canlının yanındaydı. Yaşam neredeyse orayı savunuyor, belgeliyor, bugüne gösterirken yarına önemli belgeler bırakıyordu. “Çekme lan!” diye bağıran, tehdit edenlere rağmen ÇEKTİ!
O bir yaşam savunucusuydu. Canı pahasına savundu, yaşansın, yaşatılsın istiyordu. Yaşatmadılar!
HAKAN TOSUN’un anısı önünde saygıyla eğiliyor;
DAHA YAŞANILIR BİR DÜNYA İÇİN
DİMDİK DURACAĞIMIZA SÖZ VERİYORUZ
BSB Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği
(BELGESEL SİNEMACILAR BİRLİĞİ)

Not: Fotoğrafın kaynağı bilgisine ulaşamadığımızdan belirtemedik. Anlayışınızı rica ederiz.    
(facebook)  
                                  

14 Ekim 2025 Salı

“Çekme lan!” diye diye,


Olayın devamını arşiv haberimizden aktaralım: “Kasımlar Barajı ve HES projesinin şantiyesinin bulunduğu alandaki tahribatı görmek ve basın açıklaması yapmak isteyen grubu şantiye çalışanları engel olmak istedi. Bu sırada HES bir HES çalışanı ‘Çekme lan’ diye bağırarak görüntü almaya çalışan belgesel ekibi ile Yaşam ve Dayanışma Yolcularına saldırdı. Saldırgan HES çalışanını güçlükle sakinleştirdikten sonra basın açıklaması yapan ve bölgeden ayrılan grup Kumluca’ya doğru yola devam etti. ” https://acikgazete.com/.../yusuf.../belgeselde-direnis-var/ 
Türkiye’de yıkıcı politikaların doruğa çıktığı bir dönemde, Torosların koynundaki bir dağ köyünde yaşamı tümden değiştiren projeye karşı halkın tepkisini kayıt altına almaya çalışan kameraya “Çekme lan!” diye bağıran o ses, aslında uzunca bir süredir Türkiye’de işini yapmaya çalışan gazeteci, televizyoncu ve belgeselcilerin nasıl bir iklimde yaşadığının özeti.  

 

“Çekme lan!” diye diye, cebren ve hileyle, hukuku, bilimi ve insanlığın binlerce yılda ürettiği tüm ahlaki değerleri dolanarak ülkeye çektirilen yıkımın faturasını hep birlikte ağır biçimde ödüyoruz.  
Çekme lan diye diye suyumuz bitti. Çekme lan diye diye zeytinliklerimiz, ormanlarımız, dağlarımız bitti. Çekme lan diye diye kentlerimiz yaşanmaz hale geldi, denizlerimiz kusmaya, balıklarımız küsmeye, göllerimiz çölleşmeye başladı. Bu ülke daha çok çekmesin diye elinde kamera dağ yamaç dolaşıp yıkımı ‘çekerek’ kayıt altına alanlara karşı yürütülen düşmanlığın, aslında tüm yaşama karşı sinsice yürütülen bir düşmanlık olduğunu anladıklarında çok geç olacak.  
Yusuf Yavuz (facebook)

 

13 Ekim 2025 Pazartesi

İngiltere

2025  Belgesel
BRİTANYA
TAŞ KÖMÜRÜ MADEN İŞÇİLERİNİN
1984-85 Uzun Grevinde Kadınlar