
2025: Fotoğraf ve Sansür
2025’in sansürü de önceki yılları aratmadı. Gazetecilere, serbest
fotoğrafçılara geçmiş yıllarda ne yapıldıysa aynısı yapıldı. Yıl boyunca susanlar
yine sustu susmayan gazeteci örgütlerine sanat ve edebiyat çevresinden sadece
PEN Türkiye, Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) eklendi.
Geçen yıl, gözümüz kulağımız belgeselcilerden Hakan Tosun’u aramızdan
aldılar. Çok eskilerde Sabahattin Ali’ye kıyan şahıs “milli duygularla” hareket
ettiğini açıklamıştı. Katilin bahanesi Metin Göktepe’nin, Hrant Dink’in görünen
katilleri için de geçerliydi. Şimdilerde Hakan Tosun’ları silip süpürmek
için daha karmaşık yollar deneniyor olmasın!
Bu arada İmamoğlu'nun tutuklanması ile başlayan tepkilerin çoğu yargının
araç olarak kullanılması üzerine yoğunlaştı. Sayıları 400'ü bulan sanatçı ve
aydın tepkisine onlarca sendika, dernek ve oda eklendi. Arkeologlar Derneği
fotoğraf derneklerine örnek olacak bir açıklama yaptı. Temel amacımız kültürel
mirasımızı korumak ama dediler, yargının bağımsızlığını, özgürlükleri
savunmanın da kendilerini ilgilendirdiğini vurguladılar. Artan yoksulluğu bir
dert olarak açıklamalarına eklediler.

Fotoğraf sanatını sevdirme, yayma, eğitim gibi amaçlarının arkasına
saklanan, fazlası bizi ilgilendirmez çizgisinde direnen derneklere ve
federasyonlarına bir ders de çevre örgütlerinden geldi (Greenpeace Türkiye,
Sandras’ı Koruma Platformu, Yaban Hayatı ve Doğa Koruma Vakfı, dernek olarak
Ekosfer, İklim için 350, Yeşil Düşünce, Doğa). Bu örgütler İfade özgürlüğünün,
yaşam ve barışçıl protesto hakkının yanında olduklarını utanıp sıkılmadan
açıkladılar. Bu tepkilere, izleyen aylarda (Kasım) 44 sanat kurumunun 11. Yargı
Paketi'ne yönelik açıklaması eklendi.
Farklı haberlerle de karşılaştık yıl boyunca; Fransız Haber Ajansı (AFP)
muhabiri Bülent Kılıç bir davası nedeniyle gazeteci olduğunu
kanıtlamak için yardım çağrısı yapmak zorunda kaldı. Belçika’da burslu olarak
fotoğraf eğitimi alan, bir yandan çalışan 22 yaşındaki Esila Ayık Saraçhane
buluşmalarında fotoğraf çektiği, çektirdiği için Silivri hapishanesi ile
tanıştı. Marmaris'de Simpaş’ın kaçak faaliyetlerini görüntülemeye çıkan Birgün
muhabirleri engellendi ve botla devriye gezen patronun silahlı adamları
tarafından kayıt altına alındı. Bilgi verilen sahil güvenlik 20 dakikada ancak
gazetecilerden sonra kaçaklara ulaşabildi. Antalya Kültür Yolu Festivali
programında yer alan "Şapkalarla Atatürk" sergisi bir avukatın ve aynı
kafadaki taraftarlarının tepkisi dikkate alınarak iptal edildi. İmamoğlu’nun
ulaşım araçlarındaki ses ve görüntülerine yasak geldi. İstanbul Planlama Ajansı
(İPA) Başkanı Buğra Gökce'nin nikâhı hapishanede yapılmış, idare fotoğraflarını
çekmişti. Ailesinin fotoğrafları edinme talebine uzun süre yanıt verilmedi.

Ya arşivler!
Bu arada sansürün yeni hallerini de öğrendik. Radikal gazetesinin arşivinin
internetten silindiği daha önce yazılmıştı. Benzeri, el konulan Tele1'in başına
geldi. Bir ilginç silme haberi de ABD'den geldi. Hiroşima'ya bomba atan uçağın
adı Enola Gay olarak biliniyordu. (Kral) Trump'ın hassasiyetlerine takılan
gay'lik nedeniyle internet aramalarında uçak fotoğraflarının da ortadan yok
olmaya başlandığı yazıldı.
Deprem riski, taşınma bahanesi ile Türk Film Arşivi ve Sinema Müzesi (Prof.
Sami Şekeroğlu Sinema-TV Merkezi) belirsizliğe sürüklendi. Okulun öğrencileri
barınma ve eğitim haklarıyla birlikte müzeyi de sahiplenen açıklamalar
yaptılar.
Arşiv demişken patronlar geçen yıl arşiv işine el attı. Bizim
fotoğrafçılar, tarihçiler bu işe çok hem de çok sevindi. SALT
(Garanti Bankası), Bülent Eczacıbaşı Vakfı Fotoğraf Araştırma Merkezi (BEVFAM),
özel üniversiteler ilgili kurumların ilgi duymadıkları bir alanı
sahiplendiler. Sansür artık birinci elden yapılacak. Saygınlık katan bir mal
gibi görülen arşivler üzerinde nelerin döndüğünden, arşivlerin geleceğinden
(sonradan patronlara küsenler dillendirmedikçe) haberimiz bile
olmayacak. Bu arada hayırlı bir iş gibi görünen 32. Gün Arşivi sayesinde
geçmişi anımsıyoruz. Mehmet Ali Birand Gazetecilik ve Demokrasi Derneği geçen
yıl Şubat ayında resmen faaliyete başlamış. 80’lerde, 90'larda memlekette neler
olduğu ekranda şimdilerde dönüp duruyor.
Geçen yılın en tehlikeli sansür örneği adaletin kıyısından döndü. “Eylemde
polis müdahalesi kaydedilebilir” hükmü şimdilik devam edecek.
Bu haberi aktaran Cumhuriyet gazetesine göre Danıştay, Emniyet Genel
Müdürlüğü'nün eylemlerde polis müdahalesi sırasında ses ve görüntü kaydı
alınmasını yasaklayan genelgesini ikinci kez iptal etmiş. CHP’den Süleyman
Bülbül neyin kıyısından döndüğümüzü belirten şu sözleri etmiş: “Kolluk
muamelelerinin şeffaflıkla denetlenmesi ve hak ihlallerinin delillendirilmesi.”
Anlıyoruz ki, yürütmenin kanuna, meclise bile gerek görmeden bir genelge
ile denetimden kaçması Danıştay'ın itirazına yol açmış.

Bu genelgenin benzerini bir yerlerden biliyorum dedim, gazete kesikleriyle
dolu sansür dosyalarımı karıştırdım. Fransa’da 2020’de 24. Madde olarak bilinen
kanun tasarısının meclisten geçmemesi için direnildiğini anımsadım. Sarı
yeleklilerin eylemleri olarak bilinen, özellikle Anadolu Ajansı yoluyla bize
ulaşan görüntülere, emeklilik reformuna ve 24. Maddeye olan itiraz da
eklenmişti.
İbrahim Akyürek Ocak 2026 67sergi@gmail.com
İbrahim Bey merhaba,
Öncelikle "2025: Fotoğraf ve Sansür" isimli yazınız için teşekkür
ederiz. Bu yazınıza yayın politikamıza uygun olmadığı için
maalesef blogda yer veremeyeceğiz.
Yeni yazılarınızı bekler, iyi günler dileriz.
Selam ve saygılar,
Tülin Safi
İFSAK Blog Ekibi
--
Syg.
İFSAK Blog Ekibi