24 Ekim 2026 ZONGULDAK
24 Ekim 2026 Cumartesi
22 Ekim 2026 Perşembe
24 Ekim, 14.00
Zonguldak Demokrasi Platformu heyeti, Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti’ni (ZGC) ziyaret ederek basına yönelik uygulamalara ilişkin görüşlerini paylaştı.Zonguldak Demokrasi Platformu, gazetecilere yönelik gözaltı uygulamaları ve medyaya kayyum atanmasına tepki göstermek amacıyla 24 Ekim Cumartesi günü saat 14.00’te Maden Yaşantısı’nda eylem düzenleyecek. Platform temsilcileri, kentteki meslek örgütlerini ziyaret ederek basın özgürlüğü için dayanışma çağrısı yaptı.
19 Ekim 2026 Pazartesi
2007, mazi demezler...
Uluslararası Polis Birliği İPA, 1998’den bu yana Türkiye’de örgütleniyor. Başkanlığını Komiser Celalettin Cerrah’ın yaptığı İstanbul’daki şubesi, “İPA / İstanbul 1.Fotoğraf Yarışması” düzenledi. İPA, uluslararası polisevi gibi şey. Mesleki, kültürel, sosyal, teknik alanda uluslararası bir iletişim ağı. Polisin sendikalaşma hakkı, polislerin çalışma koşullarının düzeltilmesi hakkı, insanın doğaya en uyumlu tavrı olan bedensel, ruhsal, toplumsal bütünlüğünü direnerek koruma hakkına saygı bu ağ üzerinde dert edilmiyor.
Serbest konulu bu yarışmanın jürisi 14 kişiden oluşuyor. Fotoğrafçı isimler arasında Okan Bayülgen, Ara Güler, İzzet Keribar, Mehmet Bayhan, İlteriş Tezer, Coşkun Aral, Serdar Bilgili, Tamer Yılmaz, Orhan Kanburoğlu var. Sanatla duyguları incelmiş, hassaslaşmış, sanata sığınmış bu kocaman adamlar, sanki Finlandiya’da yaşıyormuş gibi yüksek bir moral içinde gelecek ayın başlarında jüri toplantısı nedeniyle, ismi bile ürküten ünlü Vatan Caddesi’nin yolunu tutacak. Belki de, merkezi yerde toplanma talebi ile Dink’in tedirgin edildiği mekanda buluşmak üzere vilayet binasına yönelecekler.
Bu yarışmanın başlangıcı geçen yıl İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından, Ulusal Polis Fotoğrafları Yarışması: “O da Bir İnsan” başlığı altında düzenlendi. Oğuz Haksever. Tunç Tüfekçi, Kamil Fırat, Özer Kanburoğlu ve Coşkun Aral yarışmanın fotoğrafçı jüri üyeleri oldular. 20 kişilik fotoğrafçı ve foto muhabiri topluluğu da yarışmayı gönderdikleri fotoğraflarla protesto etti. Görüntülerde, 6 Mart 2006’da Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutlamak isteyen kadınları “kanunlar çerçevesinde”* dövenlerin kanıtları vardı. Jüride yer alan fotoğrafçı ve akademisyenler, topluluğun yaptığı açıklamada ayrıca eleştirildiler. Yarışma bir güzel sonuçlandı, 45 kişi 114 eserle katılmıştı.
Bizlere artık; sözlerin samimiyetini, saflığını davranışlarla sınamak kalıyor. Ara Güler, ezberlediğimiz “ben sanatçı değilim, bana foto muhabiri densin, biz tarih yazıyoruz” sözlerini ajitasyonla karışık sanatçı tavrı içinde bile dillendirmede zorluk çekecek. Coşkun Aral “ben dünyada ne savaşlar gördüm” anlamını çağrıştıran sözlerini sıkça yineleyemeyecek. Bu iki fotoğrafçı her yıl Musa Anter adına düzenlenen bir dizi yarışma içinde yer alan fotoğraf dalının jürisinde çalıştılar. Aynı jüride yeniden isimleri geçerse,“nereden çıktık nereye gidiyoruz, aklımızı fazla mı kullanıyoruz” huzursuzluğu ile yola koyulacaklar. Ara Güler; KOÇ tiranlığının buzdolabı, salça, turşu, COBRA ve öteki savaş araçlarından ayırdığı parayla çıkan İZ Fotoğraf Dergisi’ne verdiği emeği düşünürken COBRA’nın korkuttuğu insancıkları anımsamaktan kaçınamayacak.
Yaklaşık 450 yıl önce bu dünyadan La Boétie “gönüllü kulluk üzerine söylev”ini arkasında bırakarak 33 yaşında göçtü. Tiranlarla kurulan ilişkiden yola çıkarak “yalnızca desteklemeyin yeter” çağrısı yapan La Boétie, gidişten o kadar umutsuzdu ki; bizden ezenlere karşı pankart aç, fotoğraf çek; dilekçe yaz; biber gazını, COBRA’ları, küfürü – tekmeyi göze al demiyor. Basit, zararsız bir yöntem öneriyor; “desteklemeyin yeter“
Bu yöntemi örnekleyen bir çözüm parçası geçenlerde bir kültür haberleşme grubunda bir kişinin şu çağrısıyla yayıldı: “Dostlar, Güzelbahçe deniz kenarındaki balık lokantaları mafyalaşmış, oturmayınız.”
İşte size çok yalın, pratik yanıtı olan örnek bir çağrı.
* “6 Mart Olaylarının Gerçek Yüzü” 14.4.2006 / www.ipa.org.tr / İPA’dan Haberler
EK: 2014 yılında FETÖ soruşturmaları kapsamında "Dönemin İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan genelgelerle, emniyet teşkilatı personelinin dernekle olan resmi bağları kesilmiş, derneğin kullanımındaki tesisler geri alınmış ve resmi tanınırlığı kaldırılmıştır. [1, 2]" YZ.
17 Ekim 2026 Cumartesi
Yapay Zeka fotoğrafçılara der ki:
"Siz sanıyorsunuz ki hep tanımadıklarınız ölecek" cümlesi, Türkiye'de toplumsal trajediler, depremler, kazalar ve ihmal sonucu yaşanan ölümlerin ardından duyarsızlaşmaya, kanıksamaya ve adaletsizliklere karşı sıkça paylaşılan, ODTÜ mezuniyet törenlerindeki pankartlardan deprem ve afet dönemlerindeki tepkilere kadar geniş bir hafızaya sahip vurucu bir ifadedir
Kökeni ve Anlamı: Toplumun can kayıplarını sadece kendinden uzak gördüğü sürece kabullenmesini, ölümlerin yalnızca "yabancıların" başına gelecek bir şeymiş gibi yaşanmasını ve bu kayıtsızlığın kırılmasını eleştirir.
Kaynak:
Yapay Zeka (YZ) ordan burdan taramış, araklamış, derlemiş toplamış, fotoğraf dernekleri üyelerinin dikkatine sunmuş.
23 Eylül 2026 Çarşamba
21 Eylül 2026 Pazartesi
14 Eylül 2026 Pazartesi
Fotoğraf
Fotoğraf/Film Günleri 2026 programı hazır!
27'incı yılına giren Sergi Odası (Zonguldak) , 2026'nın Kasım ve Aralık aylarında Fotoğraf/Film Günleri'nin Üçüncüsüne hazırlanıyor.İki ay boyunca bir dizi sergi, gösteri, toplantı Sergi Odasına konuk olacak.
Hazırlanan ön programda yer alan beş konu başlığı altında toplanan filmler şöyle sıralandı:
Sinemada Sanatçı Yaşamları Van Gogh Sarısı, Factory Girl Edie, Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı Sinemada Fotoğrafçılar Ara Güler, Annie Leıbıvitz, James Natchwey Sinemada Balkanlar Sıradan İnsanlar, Yeraltı, Kardeş Nereye: Mübadele, Sınırlar Arasında: Bosna'da Derebeylik Var! Sinemada Edebiyat Uyarlamaları: Jane Austen Pişmanlıklar, Oliver! (Müzikal), 1984 Bizim Kentin Filmleri: Satış, Tatil, K-Ömür, Filyos'un Gözyaşları: Çaycuma Köprü Faciası.
Programda yer alan sergiler ise şöyle: 70'li Yıllar/Bir Kesit (Kemal Türkler'in Anısına!), Madenci ve Zonguldak Grevi, Sunum Masasında Karikatürist Burhan Solukçu.
Ayrıca, Sergi Odası kitap okuma grubu sinemaya uyarlanan kitapları değerlendirecek.
İlki 2024'de gerçekleşen Fotoğraf/Film Günleri, Britanya (İngiltere) kömür işçilerinin 84/85 uzun grevinin 40'ıncı, Karaelmas kömür havzası maden işçilerinin 90/91 uzun grevinin 34. yılı nedeniyle hazırlandı.
Bu yılın programı Zonguldak kent yaşamını belgeleyen fotoğrafçı Mustafa Eyriboyun ve yakın tarihte hayata veda eden fotoğrafçı Martin Parr anısına adandı.
13 Eylül 2026 Pazar
“askerler ekonomiden anlamaz, anlayan birini bulurlar”
“Savaş Gibi”İbrahim Akyürek, 2011
Filyos’a (Zonguldak) yaptığımız gezilerin birinde sahile paralel yürürken ateş tuğla fabrikası sosyal tesisinin harabe durumunu görünce Mustafa (Eyriboyun) söylenircesine "savaş gibi” dedi.İçimden “doğru, bu bir savaşın sonucu” dedim. Kamu mallarının elden çıkarılması, sosyal tesislerin, lojmanların, devletin işlettiği ne varsa elden çıkarılması, sosyal hakların budanması bir savaş olmadan mümkün mü?Bu savaşın taraflarını hadi söyle derseniz; 12 Eylül askeri darbesinin hemen sonrası Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı Halit Narin’in şu çok bilinen sözünü anımsatmam yeterli mi: "Şimdiye kadar biz ağladık onlar güldü. Şimdi sıra bizde".
Yetmedi mi, kendi tanıklığımı yinelememe ne dersiniz: Darbenin sabahı radyoda ilk sıkıyönetim bildirileri okunurken balkonlarımızda karşı karşıya geldiğimiz emekli albay “askerler ekonomiden anlamaz, anlayan birini bulurlar” demişti. Albay tam 12’den vurdu (tutturdu). İşveren Sendikası Başkanlığı yapmış işadamı Turgut Özal’a, askerlerin kurduğu hükümetin ekonomi işleri verildi.
Savaş durmadı, yıllar yılları ve seçimler seçimleri izledi. Ölümleri kuşkuyla dolu, acılarını sadece yakınlarının anımsadığı asker/polis/politikacı/gazeteci/yurttaş listesine bir de Cumhurbaşkanı konumundaki Turgut Özal eklendi.
Ama ben savaş falan ortada görmüyorum derseniz haklısınız. Ortada filmlerden bildiğimiz savaş yok. Tersaneleri, limanları, yaylaları, sahilleri işgal güçlerinin “düşman” askerleri ele geçirmiyor. Alıştığımız, kanıksadığımız, günlük hayatımıza yedirdiğimiz, ölüleri belli ancak savaşçıları, tarafları belirsizleşmiş savaş var ülkemizde ve dünyada.12 Eylül 1980 darbesi sonrası Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) yöneticileri ve işçi temsilcileri yargılanırken askeri savcının “savaş hükümlerine göre” diye bir maddeyi işleme soktuğunu gazetede okuduğumda şimdi bu işin adı doğru kondu demiştim.
Sanmayın ki, bu savaş sadece bizde var. Zonguldak’taki gibi terk edilmiş kamu binaları Almanya'da, Ukrayna’da, Romanya’da, Polonya’da, İngiltere’de de var. 1980’lerde Turgut Özal; generalleri, tankları, kışlayı, televizyonu, camileri, üniversiteleri, sanatçıları, köşeyi dönme meraklısı seçmenini arkasına aldığı zaman, aynı zaman diliminde İngiltere’de Margaret Thatcher, Amerika’da Ronald Reagan medyayı, kanunları, polisi, kiliseyi, uyuşturucuyu yanına alarak kendi iç savaşlarını yürütüyordu. İngiltere’de, Amerika’da maden ocakları kapatılıyordu.Savaş şu anda da sürüyor. Kredi kartlarının, tüketim hırsının ortalığı kaplamadığı, obezitenin bilinmediği, gençlerin uyuşturucuyla kafayı sıyırmadığı, teknoloji başında çocukların günde dört saatini harcamadığı, gıdaların kimyasallarla şişirilmediği, öğrencilerin sınavlarda at gibi yarıştırılmadığı, sabah akşam borsa haberlerinin okunmadığı; arıların, kelebeklerin kafalarına göre uçtukları, insanların dayanışma içinde olduğu “ilkel, gelişmemiş” 22 ülke kalmış. Bu ülkelerin çoğu Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya’daymış..
Haberlere lütfen dikkat edin; şu anda süren iç ve dış savaşların bu bölgelerde geçtiğini hemen bulursunuz. Şu anda bizi en tepeden yönetenlerin yanlarına aldıkları uçak dolusu AKP’li, CHP’li, MHP’li işadamı ile en çok bu bölgelere uçtuklarını keşfedersiniz. İnşaatçı örgütlerinin ticari hesaplarını bu bölgelere göre yaptığını okur, şaşarsınız. Bu uçak dolusu sınır ötesi hırslı erkek girişimcinin eş ve çocuğunun ruh hali nedir diye tasalanırsınız. Belki de “azılı teröristlerin” bu 22 ülkeden çıkmasına benim gibi şaşmaz, uzun bir mola verip “terör”, “terörist" nedir, bize öğretilen tarifler ne işe yarar bir kafa yorsak dersiniz. Bu öğrendiğimiz gibi olmayan kesintisiz savaş hallerinde seçim sandıklarının anlamını bir düşünsek dersiniz.
2011
12 Eylül 2026 Cumartesi
Vesayet
“12 Eylül darbesi mağdurlarından TÜSİAD’a tazminat davası”
İbrahim Akyürek, 2011
Bugün sayıları gittikçe artan mağdur anlatılarına dikkat edin darbenin belgesi, tanıklığı, öyküsü öne geçiyor. Çoğunluk, çektiği acının kimin cebine, kasasına yaradığını düşünmek bile istemiyor.
Patronlar patronu Halit Narin’in “Şimdiye kadar onlar güldü, şimdi sıra bizde” sözü bile öfkelerin öfkesini sermayenin, paranın birleşik güçlerine çekemiyor.
Vehbi Koç’un Kenan Evren’e yazdığı kıdem tazminatlarının fazlalığından şikayet eden kişisel mektuplarını anımsayın. Kenan Evren’in “çöpçüler bile bizden fazla para alıyordu” sözünü aklınıza getirin boşuna...
Bu durumda “İnsan Hakları Savunucuları”ndan, “68’liler”den, “78’liler”den, “darbecilerden hesap soracaklar”dan, Taraf Okurları Derneği’ni oluşturan “vicdan sahipleri”nden doya doya sermaye düşmanlığını benim gibi boşuna beklersiniz.
Siz şiddet ile piyasa, 12 Eylül ile 24 Ocak Kararları arasındaki bağlantıyı kurmaktan uzak durursanız o zaman bugün olanlar olur; özellikle 12 Eylül 2010 referandumundan önce başlayarak artan “mağdur öyküleri” Zaman, Türkiye, Bugün, Radikal, Taraf gazetelerinde sol, sosyalist basını aratmayacak sayıda yer alır. Bu öykülere; bugünlerde darbenin küresel ganimetlerini taze taze yiyen TÜSİAD, MÜSİAD ve TUSKON örgütlerine bağlı işadamlarının Afrika, Ortadoğu, Asya seferlerinin haberleri eşlik eder.
Zaman zaman gazetelerde soykırım kurbanlarının dönemin büyük şirketlerine açtığı tazminat davaları haberleri yer alır. Nazilerin uyguladığı şiddete şirketlerin nasıl yardım ve yataklık ettiklerini, dönemin koşullarından dev tekellerin nasıl yararlandıklarını bu haberlerde öğreniriz.
Şimdi bize dönelim.
Büyük bankaların yönetim kurullarına yerleştirilen darbeci askerleri ve bu bankaların listesini anımsatmaktan vazgeçtim... TÜSİAD’a tazminat davası açılmasını yüz yıl beklemeye zor da olsa hazırım!
Ancak; örnek, simge, ders, başlangıç olsun diye, Kenan Evren’in Resim Sergisi’ni Akbank Galerisi’nde açan, bankanın koleksiyonuna resim alan Sabancı Holding’e, Nişantaşı’ndaki mekanını Kenan Evren’e açan Bali Sanat Galerisi'ne, burada Evren'i övgüyle karşılayan ve sergiden resim alan Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’e, 2002 yılında ABD’de bir üniversitede Kenan Evren Kürsüsü’nü açan DSP’nin Kültür Bakanı Mustafa İstemihan Talay’a, 1998 yılında Marmaris’de Sea Club açılışında Kenan Evren’e 80. yaş partisi sürprizi hazırlığı yapan şebekenin içinde yer alan Emel Sayın’a, Zonguldak’a davetli gelen Kenan Evren’in yemeğinde derlenip toplanan her kafadan sağcı-solcu 300 seçkin kişiye darbeyle ilgili suç duyurularında yer verilemez mi?
Bugün bile “suçu ve suçluyu övmek” gerekçesi ile mücadele zamanlarında taşınan fotoğraflara, toplantılarda yapılan konuşmalara kadar devlet iz sürerken, “mağdur anlatıları” darbenin ganimetlerini paylaşanların siyasi taktiklerine malzeme oluyor.
Bu yazıdaki başlığın bir gazete manşeti olarak atıldığını aradan yüz yıl geçse görür müyüz bilemem!
2011
7 Eylül 2026 Pazartesi
2 Eylül 2026 Çarşamba
"Her bir levha bir ömür demek"
Bu anıt güneş enerjisiyle şekil değiştiriyor!
Zonguldak liman arkasında bulunan maden şehitleri anıtı görenleri şaşırtıyor. Madenci isimlerinin yazılı olduğu plastik levhalar güneşin etkisiyle şekilden şekile giriyor. Bu anıta farklı zamanlarda uğrayanlar anıtın rutubet ve tuzun da yardımıyla şekil değiştirmesi karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyor.
Anıta ziyarete gelenler de zaman zaman anıtın dinamik değişimine ayak uyduruyor. Kimi yakınlarının ismi yazılı olan levhaları evine götürüyor. Kimi güneş, rutubet, tuzlu su etkisiyle harekete geçen levhaları bantlarla yapıştırarak mukavemet denemeleri yapıyor.
Anıttaki son değişiklik, bir bölümü estetik dışı olan isim levhalarını geçtiğimiz Mayıs ayında yenileyen ekibin başına geldi. CHP Zonguldak Milletvekili adayı Deniz Yavuzyılmaz ve genç ekibinin "Her bir levha bir ömür demek" sloganıyla bir yıl önce yenileyip astığı sarı levhalar güneş enerjisiyle şekil değiştirmeye başladı. Neredeyse görünmez hale gelmeye başlayan isimlerin yerini sarı ve koyu kahverengi tonda levhalardan oluşan yepyeni bir anıt görüntünün alması merakla beklenmeye başlandı.
2003 yılında açılan anıt halkın her türlü interaktif katılımına da fırsat sundu. Fikir olarak, kavram olarak kökü dışarda "sosyal sorumluluk" projeleri için bulunmaz bir fırsat oldu burası. Öyle ki, maden mühendisliği bölümünden üniversite öğrencileri anıtın otlarını temizledi, çiçek ekti, levhaları parlattı, yere dökülen levhaları toplayarak farklı biçimler verdi. Böylece; devletin kurumlarının, bol solcu sendika, oda ve particilerin her yere yetişemiyeceğinin haklı mesajını da verdi. Ayrıca, yerel basın çalışanları üç kez büyük değişim geçiren bu anıtın haberlerinden yıllarca harçlıklarını çıkardı. Bu haberlere eşlik eden internet yorumlarında katılımcı yurttaşlar tarafından değişim için öfkeli öneriler sunuldu. Anıttaki sürekli değişimin önü kapanmasın diye gerçek ve sanal dünyada imza kampanyaları bile düzenlendi.
Son alınan haberlere göre, anıtın önümüzdeki günlerde açılacak Maden Müzesi'ne taşınmasından vazgeçilmiş. Sebebi ise yaz aylarında anıtta ortaya çıkacak yeni görüntülerin ziyaretçi sayısını artıracağı şeklinde açıklanmış.
Yakın kaynaklardan alınan başka bir habere göre 20. Kömür Kongresi nedeniyle şehrimize gelen konukların bu ilginç anıtı ziyareti programa son anda eklenmiş. Öneriyi, Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi Başkanı Erdoğan Kaymakçı bizzat yapmış. Anlatılanlara göre Kaymakçı, "Burnumuzun dibindeki bu anıtın yeri şehrin misafir odası sayılır" demiş.
3 Mayıs 2016















.png)















.png)






















